Arşiv: Şubat, 2009

Kelimeler ve kökenleri

2004 yaz aylarında ABD’de küçük bir McDonalds’ta çalıştım. Çok iyi hamburger yapardım, müdürüm Sherwood takdir edip güzel bir Yunan restoranında kutlamıştı beni. Neyse anlatacağım bu değil. Sabah 5’te restoranı beraber açtığım ve 6’ya kadar hazır hale getirmede bana yardımcı olan Amerikalı bir arkadaşım vardı. Sabahın o vakitlerinde ne bir müşteri ne de bir çalışan olduğu için rahat rahat sohbet etme imkanımız vardı. Kendisinin diğer çalışanlara göre kültürel kapitali (ilk kez 1973 yılında sosyolog Pierre Bourdieu tarafından telaffuz edilen bir sosyolojik konsept) fazla olduğu için konuşacak daha fazla konumuz olurdu. Bir keresinde İngilizce’nin neden bu kadar yaygın olduğu hakkında konuşuyorduk. Sohbetin ortasında kibirli bir ifade takındıktan sonra “Baksana İncil’deki peygamber isimleri bile İngilizce; David, Isaac, Abraham vs herkes İngilizce’den çevirmiş isimleri” dediği anda beni görmenizi isterdim. Neye uğradığını şaşırmış, dona kalmış, ağzı açık bir halde çocuğa cevap vermeye çalışmış ama verememiş bir Jean Pierre… Ne kadar saçma sapan konuştuğuna mı yanayım yoksa kendi halime mi? Beni görmeliydiniz.
Devamını oku

Türkiye’de futbol

“Sen hala o zamanlar maçlar sahada mı kazanılıyor sanıyordun?” Bu söz geçen hafta, özel bir yemekte bizzat şahit olduğum, Türkiye’nin en büyük spor kulüplerinden birinin yeni yöneticisinin eski yöneticisine söylediği söz. Bu söz günlerdir beynimin içinde çınlıyor. Çok ağrıma gitti bu söz, kalpten saf bir futbol tutkunu olarak. O sözle anladım neden hiç bir zaman Avrupa’nın en iyi kulüpleri arasında gösterilen bir Türk takımı olamayacağını. Günümüz futbolunun gerçeklerinden o kadar uzakta yaşıyoruz ki futbolu sevmek için çocukluktan kalan anılarımız gün gelecek yetmeyecek diye korkuyorum…


Devamını oku

Sarkozy: “Çek bir Peugeot-Citroën”

Fransız hükümeti bu ayın basında kendi oto endüstrisine (Renault ve Peugeot-Citroen) kullandırılmak üzere her biri 3 milyar € tutarında 2 destek paketine onay verdi. 5 yıl suresince Fransız oto üreticileri tarafından isteğe bağlı olarak kullanılabilecek bu destek paketinin ana koşulu “işleri & fabrikaları Fransa içerisinde tutmaya ve işten çıkarmaları zorunlu durumlar dışarısında tercih etmemeye” dayandırıldı. Global krizin korumacı yaklaşımları artırdığına güzel bir işaret de böylece bize Fransa’dan gelmiş oldu.


Devamını oku

Farkındalık

Farkındalık, TDK’nın Genel Türkçe Sözlüğüne göre “Farkında olma durumu” olarak açıklanmış. Çok ilginçtir ki “Farkında” kelimesi aynı sözlükte yer almıyor.  Muhtemelen bu sözü bilmiyorsaniz sözlükteki açıklamasından da birşey öğrenemiyorsunuz.


Devamını oku

Edi’nin şapkası -1-

Bugünden itibaren gözüme çarpan ve kafayı taktığım bazı konuları/olayları kısaca paylaşmaya karar verdim. Küçük ve kısa paylaşımlar olacak bunlar. Çok düşünen ve eleştiren bir insan olduğum için haliyle kafayı taktığım pek çok konu ve olay oluyor. Bu nedenle bu takıntılarımı bir seri yapacağım, adını da “Edi’nin Şapkası” koydum. Farkındayım, isim çok yaratıcı değil. Susam Sokağındaki Edi’nin Büdü’yü “Hey Büdü, bil bakalım şapkamın içinde ne var?” diyerek çileden çıkardığı sahneye istinaden bu ismi seçtim. Çünkü yazacaklarımın bazı okuyucularımız tarafından küstahlık olarak değerlendirileceğini, bazıları tarafından faydalı bulunacağını ve  bazılarını da çileden çıkaracağını düşünüyorum…


Devamını oku

Sen hangi tür kapitalistsin? -1-

Not: Tamam tamam. Başlığı okuyunca bazı arkadaşların yazıya karşı şimdiden antipatik bir tavır takındığının farkındayım. Bu yazı dizisinde, kapitalist kelimesinin kendisi bile bazı Türk kardeşlerime yaratıcı küfürler üretmede ne kadar yardımcı olduğundan bahsetmeyeceğim. Ya da kapitalist olmanın iyi ya da kötü taraflarından. Kapitalist kelimesini sadece durum tespiti yapmada bize yardımcı olacak güzel bir kelime olduğu için seçtim. Maddi ya da manevi her şeye her olaya kapital olarak bakan bir yaklaşımdan bahsedeceğim biraz.


Devamını oku

Somalili korsanlar ve deniz taşımacılığı

Korsan kavramıyla ilk kez R.L. Stevenson’un Hazine Adası kitabını okuduğumda karşılaşmıştım. Ellerinde kesik çizgilerin takip ettiği X işaretli haritaları, tek gözleri bantlı, bir eli kancalı ve omuzlarında papağanları ile tanıştığıma gayet de memnun olduğum karakterlerdi. Ancak son dönemde Somali sahil şeridi ve Aden körfezindeki gelişmeler Stevenson’un bende oluşturduğu korsanlık kavramını derinden sarstı. Buna bir de meclisimizin tezkere ile TCG Giresun gemisini Aden Körfezine göndereceğini açıklaması eklenince her ne kadar Keyifçi bir Danışman olarak sizlere Şarm El Şeyh’in güzelliklerinden ya da Cape Town’un denizinin mavisinden bahsetmek istesem de bu blog yazımı şimdilik Somali ve Aden körfezi arasında bir bölgeyle kısıtlamak istedim. Böyle kapsamlı bir konuda blog yazımın odak noktası bu aktivitelerin deniz taşımacılığına ekonomik etkisi olacak.


Devamını oku

İstanbul ve insan üzerine

Sahne senin İstanbul… 2010 Avrupa kültür başkenti reklamlarını billboardlarda, otobüs üzerindeki reklamlarda, Haluk Bilginer’in buğulu ses tonu ile TV’de herkese teşekkür eden reklam filmlerinde görmeye başladıkça aklıma 1996 yılında Habitat’ın 2. toplantısını İstanbul’da yapması geldi…
Devamını oku

Adam olacak çocuklar ne yapacak?

Küçükken okumayı bağımlılık derecesinde çok severdim. Okumayı öğrendikten sonra basılı yayınların inanılmaz bir kaynak olduğunu düşünmeye başlamıştım (1997′den bu yana ise aynı şeyi internet için düşünüyorum). Her neyse, hayatı kitaplardan öğrenebilirim diye düşünürken bol bol okudum o zamanlar. Klasik eserlerde geçen öyküler doğal olarak önceki kuşaklara ait oluyor. O nedenle ilk kez insanları gözlemlemeye başladığım dönemlerden beri bizim nesil bana hep ilginç gelmiştir. İlk  zamanlarda hikayelerdeki karakterler ile bizim nesil arasındaki farklılıkları gördükçe insanları tanımak için kitapların yetmeyeceğini anlamıştım, çocukluk işte, ya da neslimin karakteristik özelliğinden olsa gerek herşeyin kolay bir yolu vardır diye düşünmüş de olabilirim. Bahsetmek istediğim bizim 80 sonrası nesil işte…


Devamını oku

Cortés’le Beyoğlu

Bugün Jean ile “Ara Cafe”ye gittik. Ara Kafe Beyoğlunda… Galatasaray Lisesi’nin karşısındaki PTT ile Yapı Kredi Kitabevi arasındaki sokağa girdiğimizde bizi Jean’ın çok sevdiği Beyoğlu mimarisini yansıtan, duvarları Ara Güler’in fotoğraflarıyla süslenmiş hoş bir kafe karşıladı. Jean’ın dediğine göre Ara Güler’in doğduğu evmiş burası. Kafenin yüksek ferah tavanları ile hoş dekorasyonu sayesinde Beyoğlu’nun kargaşasından sıyrıldık ve sohbetimize başladık.


Devamını oku