Adam olacak çocuklar ne yapacak?

Küçükken okumayı bağımlılık derecesinde çok severdim. Okumayı öğrendikten sonra basılı yayınların inanılmaz bir kaynak olduğunu düşünmeye başlamıştım (1997′den bu yana ise aynı şeyi internet için düşünüyorum). Her neyse, hayatı kitaplardan öğrenebilirim diye düşünürken bol bol okudum o zamanlar. Klasik eserlerde geçen öyküler doğal olarak önceki kuşaklara ait oluyor. O nedenle ilk kez insanları gözlemlemeye başladığım dönemlerden beri bizim nesil bana hep ilginç gelmiştir. İlk  zamanlarda hikayelerdeki karakterler ile bizim nesil arasındaki farklılıkları gördükçe insanları tanımak için kitapların yetmeyeceğini anlamıştım, çocukluk işte, ya da neslimin karakteristik özelliğinden olsa gerek herşeyin kolay bir yolu vardır diye düşünmüş de olabilirim. Bahsetmek istediğim bizim 80 sonrası nesil işte…

 ”Y nesli” diyenler de var, “Milennials” diyenler de… (Akademik anlamda blog psikologumuzdan katkı bekliyorum). Hatta “Generation Why?” diye bir de kitap var. Bana göre bizim kuşak, sevgili Barış Manço’nun dediği gibi “Adam Olacak Çocuklar” kuşağı… İnsan ilişkileri, başarı anlayışı, kültürel zevkler v.s. herşeyi ile farklı. Hatta büyük şirketlerin de üzerinde önemli derecede kafa yorduğu bir nesiliz. Tabi ki bu kuşağın profesyonel yaşamdan beklentileri de farklı.

Adam Olacak Çocuklar...Açıkçası bizden önceki nesli oldukça yoruyoruz iş dünyasında. 2008′in başlarında okuduğum “What’s Wrong With the Kids?” başlıklı CFO.com makalesinde bahsedildiği üzere bizim nesil işten işe atlamayı pek seviyormuş. CFO’lar yeni mezunları şirketlerin finans fonksiyonlarında tutmakta zorlanıyorlarmış. Eh, sürekli yenilikle büyüyen bir neslin çocukları raporlama işlerinden bir yerden sonra sıkılıyorlardır tabi ki. Fakat bu sadece finans ve muhasebe fonkisyonlarında çalışanlar için değil, diğer alanlarda çalışanlar için de geçerli. Eğer değişiklik, yenilik, zorlayıcı (challenging) görevler (ama çok da zorlayıcı olmaycak) yoksa “Adam Olacak Çocuklar” istekli çalışmaz. Çeşitli alanlarda çalışan arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla herkes işten sıkılabiliyor. Bizim kuşak sürekli yenilik arıyor, herkesin başarabileceğini düşündüğü başarılarla yetinmek istemiyor ve farklı şeyler yapmak istiyor. Bir de bizi sadakatsiz olmakla suçlayan üst düzey yöneticiler olmuş araştırma sırasında. Doğru, nesil olarak bir kuruma bağlı kalmayı genel olarak benimseyemiyoruz. Kanımca bunun birinci nedeni bireysel değerleri öne çıkaran bir eğitimden geçmemiz ve sadakatin bizim değerlerimizde yerinin alt sıralarda olması. Takip ettiğim “The Gig” adlı bir Fortune.com blogu var. Bu blogda Job-hopping Gen Yers aren’t disloyal. They’re smart” başlıklı bir yazı okumuştum. Kuşak olarak sadakatsiz olmadığımızı, sadece akıllı davrandığımızı savunuyordu yazar.  İkinci nedeni de bahsettiğim gibi hep yenilik, değişiklik aramamız. Yine “The Gig”den beş yılda beş iş değiştiren bir nesildaşımızın hikayesi neslimizin beklentileri hakkında az da olsa fikir veriyor. Sadakat konusu ilginç olmakla beraber kurumsal sadakat biraz da karşılıklı beklentilerin uyuşmasıyka ilgili. CFO.com’un bu araştırmasına katılan bir nesildaşım “Gördüğüm kadaryla şirketler en ufak bir krizde işten çıkarmalara başlıyorlar, daha sonra da çalışanlarından sadakat bekliyorlar. Eğer sadakat bekliyorlarsa kendilerine birer köpek alsınlar.” diyor. Haksız da sayılmaz sanırım. Ne dersiniz?

Big Four yüksek çalışan sirkülasyonu ile bilinir. Plazada olduğum zamanlarda farklı insanlarla çay molası veriyorum ve ufak sohbetler ediyorum. 2007 sonu ve 2008 ortasına kadar ana konular; nereye geçsek, hangi iş daha güzel ve keyifli, hangisi daha kazançlı, hangisi gelecek için iyi gibiyken bugünlerde millet doğal olarak işten çıkarmalardan ve özel işsizlik sigortalarından falan konuşuyor. Araştırmacıların “Kariyer çocukları” dediği kuşağımız sanırım “Paranyoak Kuşak”a dönüşüyor…

Ünversitede seminerden seminere koştuğum dönemde büyük bir uluslararsı şirketin üst düzey yöneticisi kollarını açarak bize: “Sizler krizleri yaşamadan iş hayatına atlan profesyoneller olacaksınız, sizlere ihtiyacımız var, karar alırken daha cesur davranacak bir nesilin iş hayatına girmesi gerekiyor artık.” demişti. Şimdi düşününce komik geliyor.  Dostum Jean: “Kariyerimizin başında krizi yaşamak nispeten iyi oldu, orta düzey yönetici olmuş olsaydık daha da zorlanırdık.” diyor. Haklı aslında fakat profesyonel cesaretimiz bundan nasıl etkilencek?

İşim gereği pek çok insanla tanışıyorum. Çevremdekilere bakınca görüyorum ki kriz sonrası düşünceler ve eğilim değişmiş artık. Bugünlerde ne kadar kalifiye olursa olsun gençlerin aklında bir “Acaba?” var. Dediğim gibi Big Four çalışan sirkülasyon oranı konusunda kuşkusuz lider olmasına rağmen kendi çalıştığım firmadan gözlemlediğim kadarıyla kimse bir yere gitmiyor. Bunun iki nedeni var kanımca. Birincisi kriz nedeniyle kalifiye eleman talebinin azalmış olması. Biraz meraktan, biraz da insanlara yeri geldiğinde yardımcı olabilmek adına iş ilanları medyasını (LinkedIn, Kariyer.net v.s.) takip ediyorum. Bizim kariyer odaklı neslin ilgisini çekebilecek ilanlarda gözle görülür bir azalma var. İkinci neden ise gençlerin artık kriz ortamında iş değişikliği yapacak cesareti bulamamaları (bknz. Beş yılda beş iş değiştiren çocuk).

Bu konuda yeni bir araştırma var mı diye bakınırken PricewaterhouseCoopers’ın “Geleceğin İnsanlarını Yönetmek: 2020′de İşyerleri” adlı araştırmasına rastladım. Doğrusunu söylemek gerekirse insan camiasından fazla uzaklaşamıyor araştırma yaparken, biraz daha geniş vizyonlu olmak lazım. Her neyse, araştırmaya göre bizim neslin profesyonel yaşamdan en büyük beklentisi; çalıştığımız şirketin sunduğu eğitim ve gelişim fırsatlarının çok yönlü olması olarak görünüyor. Diğer beklentilerimiz ise sırayla, koçluk ve mentörlük uygulamalarının yerleşmiş olması, uluslararası fırsatlar sunulması ve düzenli çalışma saatleri içerisinde ofiste çalışmak olarak belirlenmiş. Bununla birlikte yeni nesil çok fazla iş değiştirmeden; az sayıda işverenle çalışma beklentisi içerisindeymiş artık. Bulgular açıkçası ilginç geldi. Araştırmaya katılanların düşüncelerini krizin etkilemiş olduğunu düşünüyorum. İş dünyası da “Adam Olacak Çocuklar”ın en önemli avantajları olarak teknoloji kullanımı, hızlı öğrenme, hızlı uyum sağlama ve çok yönlü beceriye sahip olmalarını saymış. Bunun yanında yöneticiler, yeni nesil ile çalışmayı zorlaştıran konuların başında sabırsız olmamız, yüksek beklentiye sahip olmamız, sürekli şikayet etme halimiz ile kendimize olan aşırı güven olarak belirtmişler. Sanırım “Adam Olacak Çocuklar” olarak bir süre bizden önceki neslin özelliklerini benimseyecek ve çalıştığımız kurumlarda beklenenden uzun süreler çalışıyor olacağız. Galiba o eski deyişteki gibi Roma’da Romalılar gibi davranmayı öğreniyoruz, ya da öyle davranmaya çalışıyoruz.

Sandalye kapmaca!Aslında şu an kariyerlerimizdeki durum biraz da şu çocuk oyunundaki gibi. Sandalye kapmaca… Müzik durduğunda şanslı olanlar oturmuştu ve sanırım müzik tekrar başlayana kadar oturmaya devam edecekler. Ayakta kalanların ise işi gerçekten çok zor… Üstelik müzik başladığında sandalyelerden birisi daha eksilmiş olacak.

 

Çılgın nesilBir de benim bizden sonraki nesil paranoyam var, dostlarımla da birkaç kez paylaşmaya çalışmıştım bu konuyu. Küçükken dersane kapılarını aşındırdığımız dönemlerde oldukça yaşlı bir öğretmenimiz: “Çocuğum sizler test çocuğu, tost çocuğusunuz…” demişti, bizim fast food seven ÖSS, OKS, LGS kuşağı için… Bizden sonraki kuşak ise tamamen farklı. Gözünü günümüzün bilişim teknolojleriyle açan bu nesil zamanı geldiğinde iş hayatında da bizi oldukça zorlayacak. Hayal dünyalarını inanılmaz etkileyen bilgisayar oyunları, neredeyse sınırsız iletişim kanalları, online sosyal networkler… Kuşkusuz onların değerleri bizlerden farklı olacak. Ama iş dünyası bu, sonuçta herkes bir şekilde ayak uyduruyor. Aman diyelim de onları da benzer bir kriz terbiye etmesin…

VN:F [1.0.9_379]
Bu yazıyı değerlendirin:
Bu yazıyı paylaşın:
  • LinkedIn
  • del.icio.us
  • Reddit
  • Digg
  • StumbleUpon
  • Facebook
  • Google
  • Live

7 Yorum

Keyifçi Danışman;   13 Şubat, 2009

Oldukca akici ve her yone degisik sekilde dokunan cok dengeli ve zengin super bi yazi olmus…cidden cok hosuma gitti..”Sandalye kapmaca” benzetmesi de duyduklarim arasinda en iyisiydi…

Mert;   15 Şubat, 2009

Edi, bu yazı bizlere de hitap ettiği için guzel olmuş. Ayrıca ’sandalye kapmaca’ örneğinde olduğu gibi inşallah ayakta kalanlardan olmayız, dilediğin gibi bizim kuşağı da böyle krizler vurmaz.

Edi;   16 Şubat, 2009

Mertcim; sen merak etme, siz işe başlayana kadar düzelir piyasalar. Hem daha çook var sizin iş hayatına atılmanıza. Ayrıca günümzüdeki ekonomik modelde krizler kaçınılmaz. Krizler mutlaka olacaktır ama umarım bu kadar büyük çaplı olmaz.

İbrahim Kilic;   23 Şubat, 2009

Yazınızın uslubu akıcı ve geleceğe dair öngörülerini beğendim. Çok keyifle okudum. Tebrikler…

Kararsız Psikolog;   26 Şubat, 2009

3 yıldız değil, 5 yıldız vermek istiyorum. Ellerine sağlık Edi!
Yalnız Kararsız Psikolog sorunun cevabını maalesef bilmiyor. Neyse kişinin bilmediğini de bilmesi iyidir diyip pas geçiyorum. Umarım sorunu yanıtlayamadığım için bu oyunda ben de ayakta kalmam… :)

Mikrobik Vaka!;   28 Mart, 2009

Edi yazılarını okumak seni dinlemek kadar keyifli..
Senin sandalye örneğini çok beğendim ve hemen kendi uzmanlaşmaya çalıştığım alana uyarladım.Bizim için olay biraz daha farklı!Yeterince sandalye var ve şu anda müzik de çok güzel ama sandalyelerin bazıları o bildiğimiz sandalyelerden değil! Üzerlerinde dikenler var! Ve CAN yakıcağa benziyorlar!Ama herkese yer var! Umarım oturduğumuzda canımız yanmaz! :D

Piranha;   2 Haziran, 2009

Sayin Edi, kriz vurdu gecti bizi. Yazilacak yeni konular cikti sayilir ancak yine de tavsiyelerin icin tesekkurler. Futbol konusunda katilmasam da profesyonel yasam hakkindaki yorumlarinizi begendim, tesekkurler.

Yorum Yaz