Arşiv: 'Yaşam'

Pazarlamanın 4P’si vs Facebook’un 1F’si: Lezzet Tutkunları & After Work Party

İster inanın ister inanmayın… bir pazarlama mezunu ve pazarlama uzmanı olarak Pazarlamanın 4P’sine inanmam. Yakışıklı bir kaç ezbere söz yaratma çalışması olduğunu düşünürüm hep. Mesela 4P’de CRM nerededir? Ya da yeni adıyla CEM (Customer Experience Management) ? Hangi P’nin altına girer? Klasik pazarlamacılar büyük ihtimalle okuymayı bırakacaklardır ama üzgünüm; bence pazarlama, ürünü/servisi almam için evden çıktığım an ya da bilgisayarımın kapağını kaldırdığım anda başlar aynı ürünü/servisi 2. defa almama geçen süreye kadar hepsini kapsar. Bunu buradan tartışmak şimdi çok mantıklı değil. Çünkü konumuz 4P’nin de ötesinde hobilerden nasıl yeni iş süreçleri oluşur bunları incelemek… Hem de sadece Facebook’ta bir hesap açarak.


Devamını oku

Tesadüfün Büyüsü!

siz de düşünmüşsünüzdür zaman zaman; ben yaşantımızın tesadüflerle örüldüğünü düşünüyorum sık sık …hani o “hayatımıza yön vermek ; her şeyi yapmak bizim ellerimizde ..sen iste yeter ki!” klişesine inanmayı çok istiyorum aslında.. elbet birtakım etkilerimiz olmuyor değil yaşamlarımıza.. çabalamaktan , doğru emeği harcamaktan elbette geri kalmayalım falan.. ama her şey, hep, tam da bizim vermek istediğimiz şekle girebiliyor mu?


Devamını oku

Zaman… Sadece birazcık zaman…

“Zaman insanları değil; armutları olgunlaştırır.”
Necip Fazıl Kısakürek
Armut olmamak için zamanla başa çıkmaya var mısınız?


Devamını oku

“Mustafa” hakkında birkaç şey

Geçenlerde, biraz geç de olsa, Can Dündar’ın “Mustafa” filmini izledim. Film ilk çıktığında, o kadar enteresan ve uç tepkiler okumuştum ki izlemek için çok sabırsızlanmıştım. Okuduğum en garip tepki Milliyet’teydi. Can Dündar’a “Aferin, sana da bir Oscar verirler şimdi!” diyordu bir yazar, yani bir taşla onlarca kuşu avlıyordu. Hem Can Dündar’a ve filmine, hem Nobel ödülü kazanan Orhan Pamuk’a, hem bu tür ödül komitelerinin “yanlı” kararlarına, hem de “değişmesinden korkulan” konuları bu tarz -eleştirel veya alışılmışın dışında- irdeleyen kişilere gönderiyordu oklarını. Bunun dışında, kimileri vatan haini, Atatürk düşmanı ilan etti; kimileri parti kapanmasına karşı olduğunu söylediği için, DTP çıkarımı yaparak PKK sempatizanı yaptı. Tabii ki burada çıkıp Can Dündar’ın avukatlığını yapmayacağım ama bu tarz suçlamaları her türlü görüşten duyunca “neymiş bu adam ya!” dedim. Daha da sabırsızlandım tabii izlemek için ama film uzun süre yurtdışında yayınlanmadığı için internete düşmesini beklemeye koyulmuştum. Fakat Can Dündar’ın katıldığı “Genç Bakış” programını izledikten sonra, daha fazla dayanamayıp, ortasında kocaman www.onlinefilmci.com” yazılı, kaçak bir versiyonunu izledim.


Devamını oku

Krizdeyim ama krizin neresindeyim?

Fark edebildiğim her türlü değişim ve değişim süreci ilgimi çekmiştir…Hafta sonları kahvaltı yaptığım kahvenin masa örtüsünün rengindeki değişimden, bir arkadaşımın giyim tarzındaki değişim sürecine; bir futbol takımının oyun kurgusundaki değişimden, bir şirketin stratejisindeki değişim sürecine kadar… Hangi konuda olursa olsun fark ettigim bu değişim beni oldukça heyecanlandırır, yerini gözlemlemeye bırakır ve sonrasında da değişimin etmenleri üzerinde düşünmeye iter. Sürecin sonunda değişime doğru ya da yanlış diye bir etiket koyma amacım hiç olmaz, sadece onu o haliyle anlamaya çalışırım… Şu an bireyleri, kitleleri, şirketleri ve ülkeleri değişime iten en büyük etmenlerden birinin de yaşanan küresel ekonomik kriz olduğunu biliyoruz. Bu yazımda bireylerin ve şirketlerin, krizin yarattığı bu değişimi algılama surecinde geçirdikleri farklı evreleri tamamen kendi gözlemlerim temelinde sizlerle paylaşmaya çalışacağım.


Devamını oku

Öteki’yle empati

bazı insanlar diğerlerinden/çoğunluktan farklı doğar.. ya da yaşarken tercihleri/şartları farklılaşır.. toplum genelde farklı olanı kendileştirmek/aynılaştırmak veya yok saymak/etmek eğilimindedir.. farklı olan şaşırtır, ürkütür.. bu az gelişmişlikle doğru orantılı olarak tehlike olarak algılanır..


Devamını oku

Hayatı kovalasak kaçmaz mı?

İnsan 25 olmamışsa henüz, her şeye yetişeceğini, her şeyi yapacağını düşünüyordur büyük olasılıkla.. en azından daha yapacağı, dönüşeceği, olacağı, asla olmayacağı, elde edeceği, sunacağı  kuracağı, yıkacağı, yakalayacağı, kaçacağı, gideceği, yiyeceği  çok şey olduğunu..  Küçükken algılamaya  anlamaya çalıştığı dünya ayaklarının altında serilidir sanki.. peşinden koştuğu, dahil olmaya çalıştığı yetişkinler dünyasının kıyısındadır artık..  hayatın-insanların-sistemin  onu yavaş yavaş yoracağından habersiz uzun yol koşucusu olmaya adaydır.. standart bir 45’liğe göre idealisttir, içtendir.. tüm kapıları aşka, deneyime, başkaldırıya, sorgulamaya, karşı çıkmaya, rest çekmeye açıktır.. çoğunlukla korkuya yada daha yumuşak ifadesiyle, tam çözemediği belirsizliğiyle yaşamın kendisine karşı duyduğu ürpertiye de açıktır.. en özgüvenlisinden en pısırığına bir ihtimaller yığınıdır 25’lik bir insan.. ilk cinsellik deneyimleri, ilk aşk, ilk ihanet, ilk üretim, ilk toplumsal başarı,ilk hayal kırıklığı, ilk sorumluluk  vs. yaşanmış yada yaşanmak üzeredir..  çocuksu bencillikten çıkıp,  yeniyetmelere özgü “isyankarlığını gerekçelendirme” hevesinden uzaklaşmaya başlamıştır.. hem ucundan yakalamış, neresinde duracağına dair bir fikir oluşturmuştur yaşamın, hem de daha henüz tam HAYAT İNSANI (feminist yanım hayat adamı yazdırmadı) olmamıştır.. hep karşısına dikilip duran DENEYİMSİZLİK sopası vurmaktadır kafasına..


Devamını oku