Ortalama plaza insanları
O gün de sıradan bir global mali kriz günüydü. Plazanın kapısından girdim ve rutin güvenlik kontrollerinden ve manyetik kimlik kartımı o meşhur plaza turnikelerinden birine okuttuktan sonra asansör sırasına girdim. Ortalama plaza insanları (”Ortalama plaza insanı” benim biraz her şeyi veriye indirgeyen işimizi hicvetmek biraz da iş ortamımıza gönderme yapmak için kullandığım bir kavram.) ile beraber önce sıraya girdim sonra da gelen asansöre bindim ve bizim ofisin olduğu kata gelene kadar plaza asansörlerine has ciddi sabah sessizliğine her zamanki gibi gıcık oldum. Her katta inen ortalama plaza insanları kimsenin yüzüne bile bakmadan “İyi günler” deyip iniyordu. Her sabah o sessizlikte bu duruma gülmemek için kendimi zor tutarım. Bizim kata gelince asansörde kalan ortalama plaza insanlarına hiç de içimden gelmeyerek ve yüzlerine bakmayarak “İyi günler” dedim ve indim.
Şirketimizde açık ofis uygulaması var, ama herkesin yeri belli değil o nedenle her gün başka bir yere oturuyorum. Bu da ofiste çalışmanın genel sıkıcılığını azaltıyor biraz. Açık ofisin sıkıcılığını merak edenler Hezar Yokuş’un “Açık ofis mahumları” başlıklı yazısını okuyabilirler, Hezar açık ofisin negatif yönlerini oldukça güzel özetlemiş. Herneyse, gözüme kestirdiğim bir yere oturdum. Sabah mahmurluğu ile ofise gelen ve gözlerinden uyku akan arkadaşlarıma her sabah olduğu gibi takıldım ve şakalaştım. Yüzlerine istediğim gülümeseme yerleşince de bilgisayarımı açtım ve çalışmaya başladım. Benden istenen çalışmaları teslim ettikten sonra biraz dinleneyim dedim. Artık birçok ofiste bulunan kahve makinelerinden birinden çikolatatalı espressomu aldım ve tekrar bilgisayarımın başına oturdum. Normalde biraz hareketsiz bir insan olmama rağmen ofiste dayanamıyorum ve hiç de yerimde duramıyorum. Arkadaşlarımla şakalaşıyor, sohbet ediyor, yaptıkları işlerle ilgili merak ettiğim soruları soruyor ve milleti rahatsız ediyorum. Ofiste çoğu zaman eğleniyorum ama şu ofiste oturarak çalışmak pek bana göre değil sanırım.
Oturduktan sonra ne olduysa elim bardağa çarptı ve güzelim espresso laptopa döküldü. Ama öyle biraz değil, tamamı boca oldu üstüne. Ardından gelen ve yavaş yavaş azalan “ciiiyuvvv..” sesi ile ekran karardı. Öylece kalıverdim. Şöyle bir bakındım, iş arkadaşlarım çalışmaya devam ediyordu. Yakınımda oturan bir arkadaşım yardım etti de, temizledik masayı falan, sonra da yüklendim laptopı doğru IT’ye gittim. Oradaki arkadaşlar, iş çıkardın bize gibisinden ve IT çalışanlarna özgü suçlar bir tavır ile “Abi, ne yaptın yaa?” dediler. Önce temizleyeklerini sonra onarmaya çalışacaklarını, ellerinde benimkinin modelinden olmadığını, ve eğer onarılmazda yenisini ancak ertesi gün alabileceğimi söylediler. Bilgisayarı verdikten sonra söylene söylene kendi katıma döndüm.
Yerime dönünce ne yapacağımı bilemedim. O an tam bir işe yaramaz gibi hissettim. Şöyle bir etrafıma baktım, herkes başını eğmiş çalışmaya devam ediyordu. Gerçekten de bilgisayarlarımız olmadan yapabileceğimiz hemen hemen hiçbirşey yok ofiste… Milletin yanına gideyim de vakitlerinden çalayım, biraz sohbet edeyim dedim. Kimin yanına gittiysem bilgisayar ekranından gözlerini ayıramadan konuşmaya çalıştı. Diğer bölümlerden arkadaşları ziyaret edeyim dedim, diğer katlarda da durum aynıydı. Nitekim bilgisayarımız olmadan hiçbir iş yapamaz olmuşuz. Görseniz sanki herkes dünyayı kurtarıyor… Yaptıklarımız kolay olmasa da öyle acayip ilginç, karışık işler değil. Ama insanların tavırları her gün beni gülümsetiyor, kendimin farkına varmama yardımcı oluyor. Excel’de basit bir hesaplama yaparkenki yüz ifadeleri, Power Point’te bir slaytı düzeltirkenki havaları cidden komik geliyor. İnsan işini severek yapmalı ve saygı duymalı, evet katılıyorum ama biraz da gerçekçi olmak lazım diye düşünüyorum.
Benim bir bilgisayar bağımlılığım var. Üniversitedeyken sabahları uyanır uyanmaz yüzümü yıkmaya gitmeden önce ilk işim bilgisayarımı açmak olurdu. Sonra her fırsatta bilgisayarın başına geçerdim, maillerimi ve online oyun hesaplarımı kontrol ederdim. Bu bağımlılığım devam ediyor fakat yine de en azından sohbet ederken, gülerken, eğlenirken yüzyüze olmayı tercih ediyorum. Mesela bizim şirkette kullanılan bir anlık mesajlaşma programı var. Gün içinde birbirimizin yüzüne bakmadan oradan yazışıyoruz, espiri yapıyoruz, gülümsemelerimiz bile “:)” şeklinde… Duyulan bir konuşma veya oradan geçen bir kişi hakkında konuşmak için hemen eller klaveye uzanır ve tıkır tıkır konuşulur. Hakkında konuşulan kişinin ruhu bile duymaz. Buna alışmam diğer arkadaşlarıma göre daha uzun sürdü, çünkü ben sohbet etmeyi, şöyle dolu dolu gülmeyi çok severim. Çok yakın bir çalışma arkadaşım aramızda espiri yaptığımıza benim şahsıma münhasır dolu dolu kahkahamı engellemek için sıklıkla parmağını o ünlü hemşire gibi yaparak “Şşş der” çoğu zaman. Bu da Hezar’ın yazısında bahsettiği açık ofisin insan üzerinde yarattığı baskılardan biri işte. Hezar’ın şu cümleleri beni biraz tedirgin etti:
Açık ofiste bu kadar dip dibe yaşayıp da, birbirlerine bu kadar uzak duran, etrafındaki insanlara yabancılaşan, duygu ve hislerini kaybeden, büyükşehir ve büyük şirketlerin, açık ofis tutsaklarından biri olup, bu yabancılaşmanın beni de yutmasından korkuyorum. Sırf bu yüzden, bazen yolda tanımadığım kişilere selam veriyor, günaydın ve iyi akşamlar gibi basit insancıl cümleler kuruyorum.
Böyle anlarda arkadaşımın elini itip kahkahamı atasım geliyor ama “şimdilik” biraz kendimi kontrol ediyorum. İçimden gelen ise her zaman olduğu gibi dolu dolu gülmek…
Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine 1999 yapımı “Office Space” adlı filmi izledim. Tüm ofis çalışanlarına şiddetle tavsiye ediyorum. Genel ofis ortamını, ofiste yaşanabilecek muhtemel olayları komik bir şekilde ele alan, keyiflendiren, güldüren ve düşündüren bir film. Kurumsal bir şirketiz biz, elimizde kahve, “smart casual” giyim tarzımız ile koridorlarda gezer, önemli konuları kübikıllar arasında çözeriz, bol bol toplantı yapar verimliliği arttırız dediğiniz bir şirkette çalışıyorsanız mutlaka izleyiniz. Bu arada ofis ortamından sıkılanlar varsa filmde denenen olayı denemeyiniz, o sadece filmde olur. Malum ortam karışık dikkatli olmak lazım…
Yine de ortalama plaza insanlarının komik davranışları ve çalışma arkadaşlarımın bizim şirkete özgü klasikleşmiş tavrıları zaman zaman canımı sıksa da genellikle beni gülümsetiyor. Bir de küçükken sırt çantası taşımak zoruma giderdi, şimdi de her yere laptop çantası ile gidiyoruz. Bu da başka bir yazının konusu…
9 Yorum
Bilgi Şafak Dugan; 24 Mart, 2009
Edi yazın yine süper olmuş..cidden kendine özgü hoş bir stilin var.. akıcı.. yerken tatlı tatlı da sonra bir buruk tat bırakıyor ve ben ne yedim ya diye düşünmek zorunda kalıyorsun.. güzellll…
Ersin’in yorumuna ise ayrıca bayıldım.. ben bu ikiliyi boşuna bu kadar sevmiyorum ya…
izleyicinizim…
yazının içeriği hakkında da iki çift laf etmeden geçemiycem; evet.. tümüne imzamı atarım… çok doğru saptamalar.. ve hatta bu yabancılaşma sadece ofiste değil tüm hayatını geçirdiğin insanla-evinin içinde bile olabiliyor..şimdi eski komşuluklar nerde diye başlamayacağım ama hepimiz o kadar yoğunuz -bıkkınız ki binaya giren bir hırsızı tespit edebilme şansımız yok çünkü zaten binaya giren kimseyi tanımıyoruz!.. bazen asansörde falan karşılaştığım müstakbel bir komşuma günaydın nasılsınız diyorum gözlerinde şaşkınlık görüyorum.. tuhaf…
Jean Pierre; 31 Mart, 2009
Ortalama bir insan olmaya koşullanmışız. Ortalama plaza insanı olmuşuz ne yazar?
Yazı için teşekkürler Edi…
Keyifçi Danışman; 8 Nisan, 2009
Açık ofislerin kapalı insanlarıyız…
ibrahim; 11 Nisan, 2009
insan yanınınızı asla bırakmayınız…Gülen güldüren konuşan dinleyen düşünen…sosyal hayatta makinalaşmak mutsuzluğun kanağı…İnsan doğasında var olan değerleri ve davranışları kaybetmemek gereklidir. Yaşamak sadece işte olmak değildir…Tabiat neyi vermişsse değerlidir…
Stilini ve uslubunu beğeniyorum takip etmeye devam edeceğim.Modern çalışma hayatnı anlatışını çok beğendim.tebrikler
Edi; 25 Nisan, 2009
Teşekkür ederiz, yine bekleriz efendim..
Piranha; 2 Haziran, 2009
Plaza insani olmak bizim sectigimiz bir yol degil. Iyi bir universitede okuduysan, saglam sermayeli cok uluslu bir sirkette kariyerine basladiysan bu is kacinilmaz.. Elden birsey gelmiyor, her sabah suursuzca o turnikelerden ve guvenlik kontrollerinden gecip, asansore biniyoruz… Mesai cikisinda da gerisin geri cikip gidiyoruz.. Bizim kusaklar icin is dunyasi aslinda tam da bu demek artik…
Aydın; 12 Ağustos, 2009
Office office…
ben yazarım gizlice…
işlerimi yaparım
çaktırmadan sinsice
valla kapital hayat
bizi ediyor şah mat
tazelenelim derken
ömrümüz oldu bayat :)))
yazınız çok güzel…
ellerinize sağlık…









ersin; 23 Mart, 2009
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın