Değişim Oyunu

Tüm dünyada aynı anda gösterime girmiş yeni bir oyun varmış. Duydunuz mu? Adı Değişim. Oyun içerisinde sahne dekorlarından tutun da, başrollerinden ışıkçısına kadar her öğe sürekli yer değiştiriyor. Oyunun içinde en son meşhur bir aktör değişimi yapıldı. Meşhur aktörümüz Jack Welch’in boşalttığı koltuk hala yerini dolduracak bir karizma arıyor. Jack Welch kim mi? Kapanan bir devrin savunucusu! Hepimiz şimdiye kadar Jack Welch’i imrenek okuduk, seyrettik, örnek aldık. Gelin bir de bu pencereden bakın, neler değişti ve neler değişiyor hep beraber görelim… Devamını oku

Pembe Philip Mor Morris

İlk sınavımı atlattıktan sonra “Kariyer denen bu yolda yürürken adım adım” maceralarıma başlamak istiyorum. Aslında her zaman fazla eleştirel; hatta muhalif ve karamsar bir yapıya sahip olsam da bu sefer karşıma pembe görünümlü mor bir tablo çıktı. Pembe Philip; Mor Morris… Devamını oku

VC in EM

Geçen hafta uzun süredir beklediğimiz 2. “Venture Capital in Emerging Markets”, Gelişen ülkelerde Risk sermayesi konulu panel vardı. Türkiye’de gerçek anlamda ilk defa risk sermayesi (venture capital) fonu kuran Golden Horn Ventures tarafından gerçekleştirilen panelde yine dünyanın önde gelen risk sermayecileri ile dolu dolu bir gün geçirdik. Ortaköy’deki Feriye Lokantası’nın manzarası için bile gidilebilecek paneldeki ilgi azlığı beni yine hüsrana uğratsa da bu tür organizasyonların Türkiye’de yapılmaya başlanması umut verici. Kısa kısa panelde edindiğim izlenimleri aktarmak istiyorum.

Devamını oku

Suna’nın Yeri

Bendeniz; toy yazarınız, Mata Hari. Zincirin en zayıf halkasıyla hafif ve zararsız bir iniş yaparak; etiketlerimiz arasındaki “Mekanlar (1)” ile İstanbloggers serüvenime başlıyorum…

Kişilikli; sıfatı güzel ve nevi şahsına münhasır mekanları orda burda duyup, okuyunca heyecanlanıyor ve hemen keşfedip; çevremdekilerle paylaşmayı seviyorum. İşte bu heyecanımla beni paylaşıma sürükleyen yeni keşiflerimden bir mekan; Suna’nın Yeri. Buyrun burdan okuyun…

Devamını oku

“Mustafa” hakkında birkaç şey

Geçenlerde, biraz geç de olsa, Can Dündar’ın “Mustafa” filmini izledim. Film ilk çıktığında, o kadar enteresan ve uç tepkiler okumuştum ki izlemek için çok sabırsızlanmıştım. Okuduğum en garip tepki Milliyet’teydi. Can Dündar’a “Aferin, sana da bir Oscar verirler şimdi!” diyordu bir yazar, yani bir taşla onlarca kuşu avlıyordu. Hem Can Dündar’a ve filmine, hem Nobel ödülü kazanan Orhan Pamuk’a, hem bu tür ödül komitelerinin “yanlı” kararlarına, hem de “değişmesinden korkulan” konuları bu tarz -eleştirel veya alışılmışın dışında- irdeleyen kişilere gönderiyordu oklarını. Bunun dışında, kimileri vatan haini, Atatürk düşmanı ilan etti; kimileri parti kapanmasına karşı olduğunu söylediği için, DTP çıkarımı yaparak PKK sempatizanı yaptı. Tabii ki burada çıkıp Can Dündar’ın avukatlığını yapmayacağım ama bu tarz suçlamaları her türlü görüşten duyunca “neymiş bu adam ya!” dedim. Daha da sabırsızlandım tabii izlemek için ama film uzun süre yurtdışında yayınlanmadığı için internete düşmesini beklemeye koyulmuştum. Fakat Can Dündar’ın katıldığı “Genç Bakış” programını izledikten sonra, daha fazla dayanamayıp, ortasında kocaman www.onlinefilmci.com” yazılı, kaçak bir versiyonunu izledim.

Devamını oku

Krizdeyim ama krizin neresindeyim?

Fark edebildiğim her türlü değişim ve değişim süreci ilgimi çekmiştir…Hafta sonları kahvaltı yaptığım kahvenin masa örtüsünün rengindeki değişimden, bir arkadaşımın giyim tarzındaki değişim sürecine; bir futbol takımının oyun kurgusundaki değişimden, bir şirketin stratejisindeki değişim sürecine kadar… Hangi konuda olursa olsun fark ettigim bu değişim beni oldukça heyecanlandırır, yerini gözlemlemeye bırakır ve sonrasında da değişimin etmenleri üzerinde düşünmeye iter. Sürecin sonunda değişime doğru ya da yanlış diye bir etiket koyma amacım hiç olmaz, sadece onu o haliyle anlamaya çalışırım… Şu an bireyleri, kitleleri, şirketleri ve ülkeleri değişime iten en büyük etmenlerden birinin de yaşanan küresel ekonomik kriz olduğunu biliyoruz. Bu yazımda bireylerin ve şirketlerin, krizin yarattığı bu değişimi algılama surecinde geçirdikleri farklı evreleri tamamen kendi gözlemlerim temelinde sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Devamını oku

Öteki’yle empati

bazı insanlar diğerlerinden/çoğunluktan farklı doğar.. ya da yaşarken tercihleri/şartları farklılaşır.. toplum genelde farklı olanı kendileştirmek/aynılaştırmak veya yok saymak/etmek eğilimindedir.. farklı olan şaşırtır, ürkütür.. bu az gelişmişlikle doğru orantılı olarak tehlike olarak algılanır..

Devamını oku

Jean ile Geçen Hafta -2-

Geçen haftalarda iş değiştirmem, memlekete gidip aile ile hasret giderip traktör sefası yapmam vb gibi sebepler yüzünden bu köşemize elimizde olmayan sebepler yüzünden ara vermiştik. (Umarım üşengeçliğimi örten bir mazeret zinciri yaratabilmişimdir.)

Devamını oku

Yeni mezun girişimciler geliyor!

Geçen haftasonu arkadaşlarımla Beyoğlu’nda biraz oturmak ve sohbet etmek için nezih bir kafe ararken bir ilan gördüm. “birFİKRİNmiVAR?” yazıyordu ilanda. Hemen zihnimde her öğle yemeğinde ve arkadaş toplantılarında sürekli konuştğumuz “kendi işini kuracaksın abi..” muhabbeti geldi ve hafifçe gülümsedim…

Devamını oku

Hayatı kovalasak kaçmaz mı?

İnsan 25 olmamışsa henüz, her şeye yetişeceğini, her şeyi yapacağını düşünüyordur büyük olasılıkla.. en azından daha yapacağı, dönüşeceği, olacağı, asla olmayacağı, elde edeceği, sunacağı  kuracağı, yıkacağı, yakalayacağı, kaçacağı, gideceği, yiyeceği  çok şey olduğunu..  Küçükken algılamaya  anlamaya çalıştığı dünya ayaklarının altında serilidir sanki.. peşinden koştuğu, dahil olmaya çalıştığı yetişkinler dünyasının kıyısındadır artık..  hayatın-insanların-sistemin  onu yavaş yavaş yoracağından habersiz uzun yol koşucusu olmaya adaydır.. standart bir 45’liğe göre idealisttir, içtendir.. tüm kapıları aşka, deneyime, başkaldırıya, sorgulamaya, karşı çıkmaya, rest çekmeye açıktır.. çoğunlukla korkuya yada daha yumuşak ifadesiyle, tam çözemediği belirsizliğiyle yaşamın kendisine karşı duyduğu ürpertiye de açıktır.. en özgüvenlisinden en pısırığına bir ihtimaller yığınıdır 25’lik bir insan.. ilk cinsellik deneyimleri, ilk aşk, ilk ihanet, ilk üretim, ilk toplumsal başarı,ilk hayal kırıklığı, ilk sorumluluk  vs. yaşanmış yada yaşanmak üzeredir..  çocuksu bencillikten çıkıp,  yeniyetmelere özgü “isyankarlığını gerekçelendirme” hevesinden uzaklaşmaya başlamıştır.. hem ucundan yakalamış, neresinde duracağına dair bir fikir oluşturmuştur yaşamın, hem de daha henüz tam HAYAT İNSANI (feminist yanım hayat adamı yazdırmadı) olmamıştır.. hep karşısına dikilip duran DENEYİMSİZLİK sopası vurmaktadır kafasına..

Devamını oku