Pembe Philip Mor Morris

İlk sınavımı atlattıktan sonra “Kariyer denen bu yolda yürürken adım adım” maceralarıma başlamak istiyorum. Aslında her zaman fazla eleştirel; hatta muhalif ve karamsar bir yapıya sahip olsam da bu sefer karşıma pembe görünümlü mor bir tablo çıktı. Pembe Philip; Mor Morris…Geçenlerde Philip Morris in düzenlediği Marketing ve Finance Trainee pozisyonları için işe alım sınavına katıldım. Burada edindiğim izlenimleri; kazandığım çıkarımları sizlerle paylaşmak istiyorum.

2009 Ocak ayı işsizlik oranı verileri, resmi kayıtlarda, tam 3 milyon 650 bin kişi ile tarihi bir rekora imza attı. Bu rekorla ilgili birçok tartışma yapıldı ama ben asıl etkin bir ortamda bile durgun geçen Mart ayı verilerini merak edenlerdenim.
Tam bu açıklamaların yapıldığı günün ardından gittiğim sınavda tartışmalara ışık tutacak bir örnek de Philip Morris’ten geldi. Management Trainee pozisyonu için toplam 6000 kişi başvurmuş. Özgeçmişlerden yola çıkarak bu sayıyı 450′ye indirebilmişler. İşte, 449 kişi ve ben bu sınavda ilk %20′lik dilimde yer almak için ellerimizi terlettik. Ardından, aşılacak bir dizi mülakat sonrasında ise alınacak kişi sayısı; İstanbul Merkez ve diğer bölge müdürlükleri de dahil olmak üzere toplam ve sadece 7 (Yedi). İşte size rakamlarla bir Türkiye profili daha!

Gelelim Philipsimiz Morrisimize…
Şimdiye kadar katıldığım şirket sunumları, sınavları ve mülakatları engelli koşusunda; Philip Morris, adaylarına saygı gösterdiğini ve değer verdiğini hissettirmek isteyen bir şirket olduğunu kanıtladı. Bizleri çok sıcak karşılayıp; güzel ağırladılar. Eküri şirketlerin aksine adaylara önce ve sadece insan gözüyle bakılabildiğini; içten tavırlarla göstererek bütün salonun övgüsünü kazandılar.
Post-it’ler:

  • Sınav öncesi yaptıkları sunum ile şirket tanıtımının yanı sıra iç dinamiklerinden ve bölümlerin detaylı iş tanımlarından bahsederek; zihinlerimizde oluşabilecek soru işaretlerini önlemiş oldular. Bir departmanın fiziki yapısı ve etkinliklerini fiilen görmek orada bulunan yeni mezun olacak arkadaşlara x veya z firmasında iş hayatlarına başladıkları zaman ışık tutacak nitelikteydi.
  • Dikkat dikkat!! Önemli bir tüyo verdiler. Her işe alım sürecinde; bir mülakatta veya bir başvuru formunda illa ki karşılaştığınız o keskin soru:
    ─ “Geliştirilmesini düşündüğünüz en kötü üç özelliğiniz nedir?”
    Hepimiz bu soruya; “Ben detaylara çok önem veririm. Kahretsin çok mükemmelliyetçiyim…” tadında cevaplar veririz. Şirketin Satış ve Pazarlama’dan sorumlu IK Uzmanı’nın bu cevaba verdiği yanıt çok manidardı; işte savaşı kaybettiğiniz an:
    ─ “Hadi canım ordan! Sana geçmiş olsun. Sıradaki gelsin.”
    Bunun yerine kendinizi gerçekten eksik hissettiğiniz; fakat geliştirmek için çaba sarfettiğiniz veya düzeltmek için istekli olduğunuz yönlerinizi dürüstçe anlatmanız, bununla ilgili şimdiye kadar nasıl bir yol katettiğinizden bahsetmeniz; işe alım sürecinin bir diğer basamağına atlamanız için yeterli olacaktır.

Tam bu noktada ben de zihnimde bu soruya yanıt olabilecek cevaplar aramaya başlamıştım; eski çalıştığım bankada bir sene içinde gelişen önemli, sinirli, kahkahalı, ağlamaklı, şaşkın ve bu kadarına da pes dedirttiren her detay gözümün önünden meşhur film şeridi halinde geçiş yaptılar. Bu filmde kendimi dışardan izleme fırsatı buldum ve fark ettim ki; benim iş hayatındaki en negatif özelliğim dilimi tutamamam ve böyle gelmiş böyle gider, kurcalama, yap işini al maaşını diyememem. Sürekli bir şeyleri iyileştirme çabası içerisinde, geliştiren araştıran; biriminde yapılan haksızlıklara karşı konuşan ve kışkırtan bir kişilik; klasik bir bankanın X departmanında körelir gider ve yıllar sonra hakikaten görev tanımından çıkamayan pörsük bir robota dönüşürdü diyerek çıktım zaten mağlum bankadan. Aslında biliyor musunuz?Ben en kötüsüyle başlayarak kendime çok güzel kazanımlar elde ettim; olumsuzları görerek olumlunun en ince ayrıntısına kadar nasıl olması gerektiğini öğrendim. Fakat, benim bu “negatif huy” için niye ve nasıl çaba sarfedilir ve bir mülakat ortamında bu nasıl anlatılır; onu henüz bilemiyorum…

  • Sınav mı ? Sınavın Sözel ve İngilizce bölümleri kolaydı, sayısal ise hatrı sayılır şekilde zordu. Çözümleri için uzun uzun kafa patlatmaya vakit olmayınca şıkları çılgınca işaretlemekten başka çare yoktu. Çılgınlıksa, kelime olarak, sınav kitapçığının açıklama kısmında şu şekilde yer almaktaydı;
    “Bilmediğiniz sorulara çılgın cevaplar vermeyiniz.”

Bir aday olarak baktığımda bu sınavları gayet sinir bozucu bulduğumu belirtmek istiyorum. Hayatın koca bir sınavdan ibaret olduğunu kısa pantolonlarla gezerken hep beraber öğrenmiştik biz zaten ama artık yetmez mi? İnsan Kaynakları alanında işe alım bölümü ile ilgili uygulanacak birçok farklı yöntem var. Ülkemizde insan kaynakları henüz hak ettiği yerde değil ve konu ile ilgili yeterli bilgiye sahip çok az bir kitle var. Bu yüzden hata yapmaktan; yanlış kişileri işe almaktan korkan şirketler de bizleri otellerin, üniversitelerin konferans salonlarına sınav için tıkıp duruyorlar. Şanslıysanız; o bitiyor, bu sefer de kişilik sınavları, envanter testleri yerini alıyor. Ama, ancak ve çünkü… Ülkemizde bu kadar genç işsiz varken; her iş ilanına binlerce kişi başvururken şirketler hangi biriyle ne zaman ve nasıl buluşabilsinler? Bu sorudan sonrasında da ben bütün söylediklerimi işte böyle yutmak zorunda kalıyorum…

  • Benimle beraber sınava giren adaylar ile ilgili izlenimlerime gelince; çoğu Haziran’da yeni mezun olacak; henüz gözünün feri sönmemiş, hevesli, kendine güvenen ve umudu olan arkadaşlardı. Onları gözlerken içimden kıs kıs güldüğümü itiraf etmeliyim. Çok değil; bir sene sonra imkan olsa da yeniden karşılaşsam aynı grupla. Herkes, sayısalın çok zor olduğunu düşünüyordu. Çan eğrisinin adaletine sığınmaktan başka bir tesellileri de yoktu. Telaşlı ve sabırsızlardı. Bugünden çıkardıkları sonuçlar, edindikleri bilgiler ve bugünün çağrıştırdığı fikirleri ceplerine koyup; birçoğu, başka bir kariyer yolculuğunda aynı heyecanla karşılaşmayı ümit ederek İstanbul’un kalabalığına karışıp gitti…

Hari: Girdiğim bilmem kaçıncı sınavın sorularını yine çözememenin bir güzel keyfini çıkardım ama gelin görün ki sınavdan çıktığımda sayısaldan mıdır nedir bilinmez; başım feci ağrıyordu…

VN:F [1.0.9_379]
Bu yazıyı değerlendirin:
Bu yazıyı paylaşın:
  • LinkedIn
  • del.icio.us
  • Reddit
  • Digg
  • StumbleUpon
  • Facebook
  • Google
  • Live

6 Yorum

Edi;   25 Nisan, 2009

Mezun olduğum dönemde hiç bir Big Tobacco’ya başvuru yapmamıştım, web sitlelerini bile gezmemiştim. Sebebi ise bilinçaltımda bir şekilde oluşan ve profesyonel bir prensip geliştirmemi sağlayan; küçüklüğümden bu yana sigaraya olan düşmanlığımdı. Rahmetli dedemden tek azarı açılmamış sigara paketini yamultup çöpe attığım için yemiştim hatta. Big Tobacco’ya emeklilik şirketi derler, iş hayatından sıkılınca girip çok iyi imkanlar ve yan menfaatlerle hayatının sonunu beklemek için ideal derler, ama bilemiyorum. Aslında giriş seviyesi menfaatleri de iyi sayılır :) Kişisel tercihler bunlar, şu kriz ortamında yine aynı kararı mı verirdim bilemiyorum.

İşe alım maceralarına gelince, büyük şirketlerin sayısız sınav ve mülakatlarına girdim. Pek çoğunun ne beklediğini biliyorum diyebilirim. Girdiğim mülakatların kaçında kendim gibi davrandım diye sorduğumda cevabım “hiçbiri” oluyor. Onlara hep beklediklerini verdim. Aklımdaki mükemmel plan ise “Bir gireyim toparlarım ben oraları” idi. Kurumsal uluslararası şirketlerde bile gençlerin statükoya karşı değişimi savunma mücadelesi kolay olmuyor, ama herkes pes etmiyor Mata Hari bunu da bilesin :)

Bizim nesli zaptetmek zor vesselam…

Fuat;   25 Nisan, 2009

Merhaba, blogunuza facebook reklamlarından ulaştım. Bu sene mezun olacağım ve henüz elimde bir iş tekllifi bile yok. Ne yapacağımı bilemiyorum. 2009 mezunları için kariyer sevdası kolay başlamadı…

Fuat;   25 Nisan, 2009

Bu arada yazınız çok bilgilendirici olmuş, elinize sağlık..

Tuana;   25 Nisan, 2009

Yaa ben de paso mülakatlara falan gidiyorum, demek o klişe cevaplardan gol yiyormuşum hep. “En kötü yanım çok detaycı olmamdır.” :) Aydınlatcı yazı için teşekkürler. Bu arada blog fena değilmiş.

Mata Hari;   26 Nisan, 2009

Çok teşekkürler Fuat Bey ve Tuana Hanım. Kelin ilacı olsa kendi başına sürer demezseniz şayet naçiz birkaç tavsiyem olacak.
İş ararken; herkes gibi sadece iş bulma sitelerinden faydalanmak yerine fark yaratın ve gözünüze kestirdiğiniz bazı şirketlerin kendi sitelerinde açtığı ilanları sürekli takip edin; linkedin, xing, sosyal kariyer gibi çeşitli platformlara faydacı bir yaklaşım ile eğilin. Bu söylediklerimin çok vakit alan şeyler olduğunun farkındayım. Ancak, zamanıma ve emeğime üzüldüğüm; açık bir pozisyon olmadan, gül yüzümü görmek için çağırıldığımı hissettiğim deneyimler üzerinden konuşuyorum. Emin olun; iş bulma sitelerinden bulduğunuz ilanların bazıları sizi aradıklarında önce bir heves, heyecan hissettirecek; mülakattan çıktığınızda ise pişmanlık ve hayal kırıklığı uyandıracaktır…
Farkındalık ve fark yaratmak; işte bütün mesele bu! :)
Hadi bakalım bana yazmak için bir konu daha çıktı. Son bir tüyo; Önyazıyı sadece sanal ortamda kendinizi tanıtmak için kullanmayın; gittiğiniz iş görüşmelerinde özgeçmişlerinizi takdim ederken dosyanızın en üstünde o şirket için hazırlanmış bir önyazınız da hazır bulunsun.
Devamı en kısa zamanda yeni yazımda… ;)

Jean Pierre;   26 Nisan, 2009

Son günlerde “aman tanrım kriz dibi buluyor” tarzında umut yeşermeleri görünse de işsizlik konusunda umutların 2010′a kaynası büyük olası. Geleceğin daha az muğlak olması, tünelin bir sonunun olduğunun farkına varılması sevindirici ama daha ışığı bile görmedik. Sistematik risklerin bertaraf edilmesi ya da absorbe olunması gerekiyor. Nitelikli işgücünün göreceli olarak daha kolay iş bulması beklense de beklentileri aşağı çekmek en iyi seçenek. Ama en önemlisi iş ararken umudu kaybetmemek. Bir yerden çıkıyor fırsat, onunla gözleri kapalı şekilde karşılaşmamak lazım.

Yorum Yaz